|
Şimdilerde
altmış yaş ve üstü olan insanlarımız, hayatlarının sonlarına
yaklaştıkça (Allah hepsine uzun ömürler versin), kendileriyle birlikte
çok değerli bir hazineyi de götürüyorlar.
Bu hazinenin adı, "Orijinal Türk Kültürü"dür.
Bu ne demek hemen açıklayayım.
1950'lerde
ve sonrasında Türkiye topraklarında doğan insanların büyük bir bölümü,
kültürel olarak, çok miktarda dış etkilerin altında kalmıştır. Büyük bir
bölümü Batılılık etkisindedir, kimi (politik nedenlerden dolayı) Rus
etkisinde kalmıştır, son otuz yıldır ise ülkenin her tarafını bir kanser
gibi saran ve Türk'e müslümanlık öğretmeye kalkan Arap emperyalizminin
etkisi söz konusudur.
Bu
insanların kimliklerini, kişiliklerini, hayata bakışlarını belirleyen
şey, kendi milletlerinin orijinal kültürü değil de, bu yabancı
kültürlerin yoğun etkisi olmuştur.
Bunun
sonucunda Türk müziği (TSM ve Halk Müziği) sevmeyen kuşaklar,
bayramları insanları ziyaret etmek için değil de insanlardan kaçmak için
bir vesile (yani "tatil") olarak gören kuşaklar, görüntüsü itibariyle
New York Manhattan'dan ya da Mekke'den daha biraz önce gelmiş ve oraya
geri döndüğünde hiçbir sıkıntı çekmeyecek gibi duran kuşaklar, kendi
milletinin en temel kurumlarıyla (örn. ordu) kavgalı hale gelmiş
kuşaklar... ortaya çıkmıştır.
Yeni
kuşaklar için çok olumsuz şey söylenebilir. Ama bu yazının konusu onlar
değil. Bu yazının konusu, orijinal, yani bozulmamış (ya da
olabildiğince az, son derece kabul edilebilir düzeyde, hafifçe değişmiş)
bir kültürü taşıyan son kuşak.
Ve
bu kuşak, yavaş yavaş hayatın sahnesinden elini eteğini çekiyor. Artık
toplumun karar mekanizmalarındaki yerlerini, kendilerinden sonra gelen
acımasız, vicdansız, ruhunu az ya da çok (genelde çok) kendi
milletininkinden başka bir kültüre entegre etmiş bir kuşağa yerlerini
bırakıyor.
El
öpmeyi çok doğal karşılayan, bayram-cenaze-doğum gibi olaylarda ne
yapılması gerektiğini en doğru şekilde bilen ve bunları samimi bir
biçimde yerine getiren, biraz tutucu ama aslında son derece anlayışlı,
biçime takılmadan Allah'a inanan (şimdiki şeriatçılardan farklı olarak),
sohbet-muhabbet adabı bilen, "Siz" kelimesini zorla değil de içinden
geldiği için ve gerçek bir saygının belirtisi olarak kullanabilen bir
kuşak bu.
Ama
üzülerek gözlemliyorum ki, bu kuşak, kendisine sorunsuz bir biçimde
aktarılan bu içsel ve dışsal değerleri, kendisinden sonraki kuşaklara
aynı başarıyla aktarabilmiş değil.
Neden?
En
başta, kendilerinden daha küçük olan kuşakların ruhu üzerinde etkide
bulunan çok fazla yabancı etken vardı. Çocukluklarını 40'lı yıllarda
yaşayanlar ile, çocukluklarını 50'li yıllar ver daha sonrasında,
gittikçe artan Amerika-Avrupa etkisinde yaşayanların kültürel
yapılanmaları da farklı oldu. Hele 80'lerde çocuk olanların durumları
çok daha kötüydü.
Sayıları
ve teknolojileri gittikçe artan iletişim araçları, bu "Eski Kuşak"ın
yeni kuşaklar üzerindeki etkisine talip oldu: Tamamı batı kültürünü
yansıtan, sevdirmeye çalışan, yücelten dergiler, gazeteler, filmler,
plaklar, kasetler, CD'ler, TV kanalları, şimdilerde internet... Eski
kuşağın yeni kuşağa vermek istediklerinin demode, çağdışı, işe yaramaz,
anlamsız, hatta düpedüz kötü ve ortadan kaldırılması gereken birşey gibi
görünmesini sağladı. İş hayatına hakim olan kapitalist kültür de buna
çok sıkı bir destek verdi. Yaşadığı askeri ve ekonomik
başarısızlıklardan dolayı son birkaç yüz yıldır Batı'ya karşı bir
imrenme yaşayan toplumumuza, "Eski Kültürünü at, yenisini al"
denildiğinde, "Eski Kuşak" bunun ne kadar yanlış olduğunu görüp bunu
dile getirmesine karşın, o kuşağın sesi, yukarıda bahsettiğim iletişim
yollarının (dergiler, filmler, TV, vb.) sabahtan akşama kadar yürüttüğü
beyin yıkama operasyonunun gürültüsü arasında duyulamadan kayboldu.
Ve
şimdi, o kuşak da yavaş yavaş hayat sahnesinden çekiliyor. Kim yeni
kuşaklara oturmayı kalkmayı öğretecek, adab-ı muaşeret öğretecek,
büyüklerin yanında çok fazla konuşmamak gerektiğini öğretecek, hürmeti
öğretecek, hayatın en temel durumlarıyla ilgili (eş bulma, evlilik,
çocuk sahibi olma, hastalık, ölüm, vb.) nasıl davranılacağını öğretecek,
Türk sanat müziğinden gerçekten tad almayı öğretecek.
Kim?
* * *
Hayatı
gerçekten de en güzel haliyle yaşamayı başarabilen, mütevazı, insan
sıcaklığını yüreğinde taşıyan, onurlu, edepli, haysiyet sahibi bu kuşağı
sevgiyle selamlıyor, ellerinden öpüyorum.
Sizi tanımak ve hayatımın bir dönemini sizinle paylaşmak gerçekten benim için büyük bir şerefti.
Onur duydum.
Bize ise çok daha acımasız bir dünyada, çok daha kaba insanlarla birlikte, harala gürele kavga ede ede yaşamak nasipmiş.
Ne yapalım. Kısmet...
Neyzen Dede'nin Kulayaren.com adlı sitesine yazdığı yazıdan alınmıştır. Kendisine teşekkür ederiz
|